AnasayfaÖzgeçmisimBasındaKitaplarKonuşmalarFotograflar
 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 1. Yasama Yılı
97. Birleşim 24/Haziran/2003 Salı


MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanvekilinin Meclisin çalışmasından, Meclisten çok sayıda kanun çıkarılmasından Cumhuriyet Halk Partisinin rahatsızlık duyduğu şeklindeki ifadelerini kesinlikle kabul etmiyorum. Biz, Meclisin çalışmasından, Meclisten -biraz önce Grup Başkanvekilimiz Haluk Koç'un da belirttiği gibi- halkımızın lehine olacak kanun tasarılarının kabul edilmesinden, sadece ve sadece mutluluk duyarız; ama, bizim itiraz ettiğimiz noktalar bellidir, burada hep ifade ettik. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sadece kanun yapan bir kurum değil, aynı zamanda, denetim görevi olan bir kurum olduğunu biliyoruz, kabul ediyoruz. O nedenle de, özellikle sözlü soru önergelerinin, kanun tasarıları görüşülecek bahanesiyle gündeme alınmamasına kesinlikle itiraz ediyoruz. Biz, gene, kırksekiz saat geçmeden buraya inmiş bulunan komisyon raporlarının görüşülmesine de kesinlikle itiraz ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, bu Meclisi çalıştırmak, çoğunluğu burada bulundurmak, İktidar Partisinin görevidir. Bizim söylediğimiz ve Grup Başkanvekilimizin de ifade ettiği, o gün, İŞKUR yasasını çıkarmak üzere karar aldınız, görüşmelerin sonuna kadar çalışma kararı aldınız; fakat, sonra, burada çoğunluğu bulunduramadınız. Çoğunluğu bulunduramayacaksanız, aldığınız kararın arkasında duramayacaksanız, o zaman, niçin karar alıyorsunuz, niçin burada insanları meşgul edip, tutuyorsunuz?! İktidar olmak ciddî bir iştir. Burada, çoğunluğunuza dayalı olarak, sonuna kadar çalışacağız, sabaha kadar çalışacağız diyorsunuz; peki, çalışalım; neredesiniz; yoksunuz! Hem burada, çoğunluğu bulunduramayıp hem de "muhalefet partisi, bizim çok kanun çıkarmamızdan rahatsız; muhalefet partisi, kanunların çıkarılmasında bize yardımcı olsun" demek doğru değildir. Sizin göreviniz, aldığınız kararın arkasında durmaktır; sizin göreviniz, burada çoğunluğu bulundurmaktır. Yaz tatili geldi, kış tatili geldi; bunlar bahane değil değerli arkadaşlar. Çalışmaksa, biz, yazın da çalışmaya hazırız. Böyle, sanki, muhalefet partisi yazın çalışmaktan kaçıyormuş gibi izlenim uyandıracak ifadelere başvurmayınız. Biz, muhalefet partisi olarak, tatilde de çalışmaya hazırız; ama, neyi görüşeceğimizi bilmek istiyoruz. Uzun zamandır grup başkanvekillerine "Meclisi, tatilde de çalıştırmak ciddî bir iştir, önemli bir iştir; acaba, halkın lehine neyi görüşmek istiyorsunuz, şunları bir görelim, öğrenelim" dedik, şu ana kadar göremedik, öğrenemedik.
Şimdi, yıllardır birikmiş bazı uluslararası anlaşmaları filan elbette, görüşelim, görüşüyoruz; ama, üç yıldır, dört yıldır görüşülmemiş uluslararası anlaşmaları görüşmek için, bir Meclis, tatilden vazgeçmez. Kendimizi halka kötü anlatmayalım, yanlış anlatmayalım. Tatili, gidip Bodrum'da, Marmaris'te tatil yapacağız gibi anlamayın. Tatil demek, halk ile milletvekilinin daha çok buluşması, görüşmesi, milletvekillerinin halkın sorunlarına birebir eğilmesi demektir.
Şimdi, bu Meclisi, halka kötüleme alışkanlığı, ne yazık ki, içimizdeki bazı arkadaşların alışkanlığı haline gelmiştir. "Canım, Meclis tatil yapmayıversin..." diyorlar. Sanki, Meclis üyeleri gidiyor, Cannes'te, Bodrum'da, Marmaris'te tatil yapıyor!
Birbirimizi kötülemeyelim, birbirimize haksızlık yapmayalım değerli arkadaşlar. Sayın Başbakan, ücretlerine zam isteyen işçilere "milletvekilleri bile ücretlerine zam istemiyor, siz niye istiyorsunuz" diyor ve ertesi gün, gazetelerde durmadan yorumlar yapılıyor: Efendim, işçi ücretinin 43 katı para alan milletvekili elbette zam istemez.
Değerli arkadaşlarım, biz, gerçekten, "milletvekili maaşına zam" lafını bir kere bile burada telaffuz etmedik, böyle bir talebimiz de yok; ama, milletvekilinin maaşını, milletvekilinin lojmanını, milletvekilinin haklarını durmadan halkın gözünde büyük bir imtiyazmış gibi gösterirsek, halkın bu Meclise olan güveni sarsılır. Bu Meclisin, milletvekilinin itibarını korumak, başta Başbakan olmak üzere, herkesin görevidir. Olur olmaz şekilde, her konuda milletvekiliyle işçiyi memuru kıyaslamak suretiyle bir husumet yaratmak, olsa olsa demokrasiye inançsızlığın bir sonucudur. Demokrasiye inanan insanlar, bu Meclisin haklarına sahip çıkarlar. Demokrasiye inanan insanlar, milletvekillerinin haklarını korurlar. Böylesine anlamsız yarışlar, böylesine anlamsız mukayeselerle bir yere varmak mümkün değildir. Başbakan, kendisinden zam isteyen işçiye, ücret zammı yapacaksa "yapacağım" desin, yapmayacaksa "yapmayacağım" desin; yoksa, milletvekili maaşını bahane etmek suretiyle, orada, zam isteyen insanlara ötede, işsiz gezen insanlara karşı milletvekillerini hedef göstermek, demokrasiye yapılacak en büyük kötülüktür. Sayın Başbakanı bu yanlıştan dönmeye davet ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, biz, tatilde de çalışmaya hazırız; ama, neyi görüşeceğimizi, neyi konuşacağımızı bilmek istiyoruz; bir. İki, tatilde, sizin kararınızı ciddiye alıp hepimiz burada hazır bulunurken, sizin çoğunluğu sağlayıp sağlayamayacağınızı da görmek ve inanmak istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bir diğer nokta, Avrupa Birliğine uyum dediniz, altıncısı dediniz; altıncısını çıkardık. Şimdi, yedincisinden bahsediyorsunuz, sonra, anayasa değişikliklerini de içeren bir sekizincisinden bahsediyordunuz; şimdi, sekizden vazgeçtik diyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğine uyum açısından anayasa değişikliğine ihtiyaç var mı yok mu; şunu bir anlasak.
Biz, tek parti iktidarı geldi, artık kararlılık hakim olur, birbiriyle çelişen, birbirine uymayan demeçler son bulur diye bekliyorduk; sanki bakan sayısı kadar parti varmış gibi, her gün bir beyanat.
Değerli arkadaşlarım, bir bakanımız -Allah selamet versin- kalkıyor, büyük bir müjde verir gibi "eylül ayında kriz geliyor" diyor. Net söylüyor. İki bakanımız da kalkıyor, diyor ki: "Böyle bir şey yok, kriz filan yok, işler yolunda.
Değerli arkadaşlarım, üçlü beşli koalisyonlarda bile bu kadar çelişki olmuyor. Gerçi, o bakanımız mazurdur; çünkü, Amerika Birleşik Devletleri tarafından devrileceği kesinleşmiş olan Saddam'a bile, 300 işadamını peşine takmak suretiyle, ziyarete gitmişti ve oralardan dönüşte de, 600 000 000-700 000 000 dolarlık anlaşmalar imzaladıklarını söylemişlerdi; herhalde o anlaşmaların tarafları ortada yok.
Değerli arkadaşlarım, ciddî olmak lazım, bu Meclisi zamanında çalıştırmak lazım, kararların arkasında durmak lazım. Biz, muhalefet olarak, gece derseniz gece, gündüz derseniz gündüz, yaz derseniz yaz, tatil derseniz tatilde buradayız, çalışıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyürek, buyurun; toparlayın.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Yalnız, şunu da açıkça ifade ediyorum, gereğini ona göre yapınız; sürekli karar yetersayısını da arayacağız, sürekli, çoğunluğun olmadığını gördüğümüz anda da yoklama isteyeceğiz. Ayrıca da, pusulayla oy veren insanların burada olup olmadığının da kontrolünü isteyeceğiz; çünkü, burada bulunmadan, burada bulunmayan insanlar adına oy veriliyor olmasını, demokrasinin bir ayıbı olarak kabul ediyoruz, bu Meclise yakıştıramıyoruz. Umarım ve dilerim, bu yola bir kez daha gidilmez; gidildiği takdirde de, o yola başvuran insanları halka ve kamuoyuna teşhir edeceğimizi şimdiden ifade ediyoruz. Ciddî olalım, ciddî çalışalım, verdiğimiz kararların arkasında duralım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyürek.