|
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 1. Yasama Yılı
96. Birleşim 19/Haziran/2003 Perşembe
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclis gündemiyle ilgili önerisi hakkında söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, Salı günü, yine, burada, bir Danışma Kurulu kararını oybirliğiyle kabul ettik; çünkü, Danışma Kurulunda, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkanvekilleriyle, Cumhuriyet Halk Partisinin grup başkanvekilleri gündem konusunda bir mutabakat sağlamışlardı. O mutabakat çerçevesinde de çalışmalarımızı yürütürken, bugün, farklı bir durumla karşı karşıya kaldık. O farklılık nereden kaynaklandı diye baktığımızda, Avrupa Birliğiyle uyum yasası dediğimiz bazı kanunlarda değişiklik yapan bir yasa tasarısının öncelikle görüşülmesi talebidir.
Şimdi, öyle zannediyorum ki, böylesine günübirlik bir çalışma yönteminin uygulanmasından Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkanvekilleri ve siz değerli milletvekilleri de bundan şikâyetçisiniz.
Şimdi, öne alınması istenen bu Avrupa Birliğiyle uyum yasa tasarısının çok önceleri hazırlandığını -hatta Sayın Adalet Bakanı, lütfedip, bizim grubumuza göndermişlerdi- biliyoruz. Bu taslak, nedense hükümette uzunca bir süre bekledikten sonra, çok küçük bir iki değişiklikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi ve aceleyle Adalet Komisyonundan geçirildi, yine, 48 saat beklemeden gündeme alınması istendi. Baştan beri, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bütün sözcülerimizin ağzından ve Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal'ın ağzından ifade ettik ki, esas itibariyle, biz, Avrupa Birliğine uyum paketi olarak nitelendirilen tasarıyı destekliyoruz, burada bir sorunumuz yok; ama, hükümet kendisi görevini zamanında yapmayıp, Meclise, konuyu yeteri kadar düşünme, inceleme, araştırma fırsatı vermemiş olmasından, doğrusu, son derece üzüntü duyuyorum. Bu konuda, o kadar çok çeşitli demeçler dinledik ki, alt alta yazıp okusan bir roman olur. Sayın Başbakan birkaç kez "biz, bu uyum yasasının Mecliste enine boyuna tartışılmasına fırsat verecek şekilde davranacağız, Meclisi sıkboğaz etmeyeceğiz" dediler ve biz, gündemi -daha önce- salı günü belirledikten sonra da, Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül'ün bir demeci yayınlandı, dedi ki: "Bu hafta uyum paketi Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkacak."
Değerli arkadaşlarım, geçmişteki tartışmaları hatırlarsınız. Onbeş günde, onbeş yasa diye, IMF'nin istekleri doğrultusunda bir dayatma gündeme geldiğinde, o zamanki Mecliste çok fazla tepki gösterilmişti. Bu tepkiyi gösteren gruplardan biri de, o zamanki Adalet ve Kalkınma Partisiydi. Bizim itirazımız, uyum yasalarına değil; bizim itirazımız, Meclisi biraz yok sayma, Meclisi bir noter gibi kullanma alışkanlığınadır. Hükümeti, bu noktada, gerçekten dikkatli olmaya çağırıyorum. Böylesine önemli bir konuyu, uzunca bir süre hükümetin gündeminde tuttuktan sonra, ilgili komisyonda iki saat görüştüreceksiniz ve daha önemlisi, bu tasarının mutlaka ve mutlaka Anayasa Komisyonunda da görüşülmesi gerekirken, Anayasa Komisyonunda görüşülmesine fırsat vermeyeceksiniz ve daha yeni kurmuş olduğumuz Avrupa Birliğiyle uyumla ilgili komisyondan geçirmeyeceksiniz ve Genel Kurulun önüne getireceksiniz. Nasıl olsa, muhalefetin de buna itirazı yok, öyleyse ne gerek var bütün bunlara diyebilirsiniz; ama, biz,bir görev yapıyoruz. Burada her milletvekilinin görüşünün bir önemi, bir ağırlığı var. Zaten, bu uyum yasalarını çıkarmakla, Mecliste kabul edilmekle bir şey olmuyor ki... Türkiye, hâlâ, kitapların yakıldığı bir ülke. Geçen gün, yine basından izlemişsinizdir; Marquis de Sade'ın, klasikleşmiş, artık üniversitelerde bile okutulan bir kitabı, mahkeme kararıyla yakıldı. Biz, böyle, yüz yıl önce yazılmış, klasikleşmiş bir kitabı bile yakan ülke konumunu, manzarasını sergilediğimiz sürece, burada istediğiniz kadar kanun çıkarınız, ne kendinizi özgürlükçü bir ülke, demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla uygulayan bir ülke şeklinde gösterebilirsiniz ne de Avrupa Birliğine -kabul- üyelik yönünde önemli bir adım atmış olursunuz.
Yine, işkencecilerle ilgili sorunlar aynen devam ediyor. İşkence yapan polisler, bir türlü, gelip mahkemede ifade vermiyorlar. Böylesi bir manzarayla -biz, burada, oybirliğiyle her gün ka-nun çıkaralım- inanmanızı isterim ki, bir adım atamayız değerli arkadaşlarım.
Tabiî, hükümet yeni kuruldu denilebilir; ama, bu hükümetimiz yedi aydır işbaşındadır. Ar-tık, buradan çıkan kanunların, özellikle demokrasiyi daha yaygınlaştıran, özgürlükleri daha etkin-leştiren kanunların mutlaka hayata geçirilmesi lazım. Bunun sağlanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değil, hükümetin sorumluluğundadır. Artık, Türkiye'de, işkence kesinlikle gündemden çıkmalıdır değerli arkadaşlarım; yani, Türkiye, işkenceyle anılan bir ülke konumundan kesinlikle çıkarılmalıdır. Artık, Türkiye, yazdığı için, çizdiği için, düşündüğü için, insanların hapse atıldığı bir ülke konumundan çıkarılmalıdır. Artık, Türkiye'de kitaplar yakılmamalıdır, düşünce ve düşün-ceyi ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü suç olmaktan çıkarılmalıdır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu dileklerimize bir adım olur diye, bu uyum yasalarını sonuna kadar destekliyoruz; ama, bu yasaların eksiksiz bir şekilde uygulanması görevini de hükümete verirken, bunun da takip-çisi olacağımızı ifade ediyoruz.
Ayrıca, bu, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin, sadece muhalefetin, sadece bazı sivil toplum örgütlerinin, sadece insan hakları ihlalleriyle mücadele, insan haklarını korumaya çalışan örgütlerin sorunu değil, birinci derecede de iktidar partisinin sorunudur. Bu konularda dikkatli olmak, hassas olmak, her türlü duyarlılığı göstermek boynumuzun borcudur, üzerimize düşen bir görevdir ve yine, hükümetimizin, çoğunluk partimizin, bu Meclisi saygın bir hale getirebilmek için, hiç olmazsa, 48 saat geçmeden kanun tasarılarının görüşülmediği, 48 saat geçmeden komisyonlarda kanun tasarı ve tekliflerinin ele alınmadığı; yani, milletvekillerinin de, halkın temsilcileri olarak, böylesine önemli konularda fikirlerinin olabileceği, onların da görüş ifade edebileceği, onların da düşüncelerini hayata geçirmek isteyeceği hassasiyetini göstermesini bekliyorum. Eğer, içimizden çıkmış olan hükümet ve içimizde olan çoğunluk partisi, milletvekillerinin bu doğal hakkına saygı göstermezse, kamuoyundan saygıyı bekleyemeyiz. O nedenle, biz, Danışma Kurulunda, bugün gündeme gelen konularla ilgili muhalefet ettik; ama, biraz sonra görüşeceğimiz konuda bazı ufak tefek değişiklik önergelerimiz dışında, Avrupa Birliğine uyum paketini özü itibariyle destekliyoruz ve diliyoruz ki, şu 6, 7, 8, 9 gibi, paketleri sıralamaktan, numaralandırmaktan vazgeçelim; ne yapacaksak birden yapalım, ikmale kalmış çocuklar gibi, durmadan sınava giren insanlar olmaktan kurtulalım.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Hükümet, ne getirecekse, dilerdik ki, bununla birlikte, 6 ncı uyum paketinin içinde hepsi getirsin, burada, gece gündüz konuşalım, noktalayalım ve bundan sonra da, hep birlikte, uygulamayı takip edelim; ama, ne yazık ki, 6 ncısı bitmeden 7 ncisi, 7 ncisi bitmeden 8 incisini konuşan bir ülke haline geldik; biz, bundan büyük üzüntü duyuyoruz. İçeriğindeki ilgili konularda fazla farklılığımız yok; ama, bunun zamanında gündeme gelmeyişinden, olayların yaygınlaşmasından... Doğrusu, bu hafta, bu kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşeceğimizi, Dışişleri Bakanımızın televizyon açıklamalarından da öğrenmek istemiyoruz; biz, bunu, Danışma Kurulunda belirlemek istiyoruz, biz, bunu, önceden bilmek istiyoruz. Sayın Bakanlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisine emir verme alışkanlığından, kesinlikle, vazgeçmelidirler; bunu dilemek, bu temennide buluşmak sadece Cumhuriyet Halk Partisinin değil, seçilmiş ve buraya gelmiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi üyelerinin de sorumluluğundadır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek
|