AnasayfaÖzgeçmisimBasındaKitaplarKonuşmalarFotograflar
 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 1. Yasama Yılı
80. Birleşim 15/Mayıs /2003 Perşembe



MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Koç konuyu çok güzel bir şekilde ortaya koydu. Öyle mahmur şekilde, yorgun gözlerle bakan arkadaşlarıma, ben de, bazı şeyleri söylemek istiyorum. Yalnız, bu sosyal adalet Türkiye'de yok, bu kanunla da pek sağlayamıyoruz; ne yazık ki, Parlamentoda da bu sosyal adalet yok. Yine, bakıyorum, iki grupta da aynı yorgun insanlar burada; ama, bazı insanlar herhalde burada ne görüşüldüğünün farkında bile değil, gayet keyifli bir şekilde dolaşıyorlar. Bu adaletsizliği, bu haksızlığı da giderecek bir formülü hep birlikte bulmamız gerekir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, 120 madde civarında bir kanun tasarısını uzun zamandır görüşüyoruz, sonuçlandıramadık. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaştı, çok daha kapsamlı bir Ceza Kanunu Tasarısı geliyor. Eğer, bunlar üzerinde daha baştan karşılıklı bir uzlaşma sağlayamazsak, bu yasalar çıkmaz. Halkın yüzde 35'inin oyunu almış, Mecliste üçte iki çoğunluğa sahip iktidar partisi de doğal olarak bazı kanunları çıkarmak ister. Halkın yüzde 20'sinin oyunu almış, muhalefet görevi verilmiş bir parti olarak biz de, eleştiri hakkımızı kullanmak isteriz.
Bunun daha başında bir uzlaşma yolunu aramak lazımdır. İş Kanunu Tasarısı görüşmeleri başlarken bir uzlaşma yolu aranmalıydı -şimdiden belirtmek istiyorum- eğer Ceza Kanunu Tasarısı yasalaşsın istiyorsak -ki, büyük bölümünün yasalaşmasını biz de isteriz- oturup bunu konuşmamız lazım. Bizim gücümüz var, bizim çoğunluğumuz var, Danışma Kurulunda bir uzlaşmaya gerek yok, gelir burada oylarız, sonuç alırız diyebilirsiniz; bu da hakkınız, buna da saygı duyuyoruz; ama, ne oluyor; yorgun, gerçekten çok zahmetli bir çalışma sürdürüyoruz. O nedenle, bu aceleyi, bu telaşı da doğrusu anlayabilmiş değilim. 1475 sayılı İş Kanunu orada, yürürlükte duruyor. İş Güvencesi Yasası da şu anda yürürlükte. Zaten, İş Güvencesi Yasası yürürlüğe girecek bahanesiyle işverenlerimiz, işçilerin pek çoğunu çıkardılar, daha fazla insan çıkaracaklarını zannetmiyorum, aksi takdirde, işleri duracak. Öyleyse nedir; yani, bu yasa geldiği zaman, Türkiye'de, hemen, iki gün sonra iş yaşamı yeni baştan düzenlenecek mi; hemen herkese iş mi bulacağız; herkese aş mı bulacağız; yok, sadece bir inat. İşte, işveren istedi, öyleyse bu kanun bir an önce çıkmalı. İşveren de biraz beklemeyi öğrensin. İşçiler,
cumartesi gününden itibaren -Türk-İş Ankara'da- meydanlara çıkıyor. Bırakınız bu kanunla, bir huzuru, bir istikrarı getirmeyi, huzursuzluğu getiriyoruz, tepkilere neden oluyoruz. Üç gün önce çıkmış, beş gün sonra çıkmış, ne fark eder?! Yeter ki, normal şartlarda çalışalım, uyum içinde çalışalım, bilinçli bir şeklide neyi görüştüğümüzü bilelim.
Bu yasanın, artık, hepimizin ezberlediği belli noktaları var. Daha önce çıkmış olan İş Güvencesi Yasasında Adalet ve Kalkınma Partisi de oy vermişti; 10 kişiden fazla işçi çalıştıran işletmelerde iş güvencesi uygulanacaktı; şimdi, bunu, 30'a çıkardık. Peki, ne değişti; bir sene içinde üç misli büyütecek şekilde Türkiye'de işletmelerin sayısı mı arttı; hayır, hepimiz biliyoruz ki, işveren kesimi, bunu 50 kişi olarak istiyordu, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım da bunun ortası iyidir dediler ve 30 kişide karar kıldılar, geçti gitti. Peki, geriye İş Güvencesi kapsamında kaç işletme kaldı; 25 000 işletme kaldı. 2 500 000'e yakın işçi, İş Güvencesi kapsamının dışına çıkmış oldu.
Bir diğer önemli nokta, taşeronlaşma. Taşeronlaşma zaten uygulanıyordu, şimdi, burada, bunu müesseseleştiriyoruz, legalleştiriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsinin arkasında, iş dünyasının, işçilerin örgütlü bir şekilde iş hayatında yer almasına tahammül edemeyişi yatmaktadır.
Demokrasinin esası nedir; özgür birey, örgütlü toplumdur. Eğer, örgütlü toplum olmazsa, yani, kesimler, örgütleri aracılığıyla tavır koyamazsa, bireyler de özgür olamaz. Onun için, bu yasa tasarısının, örgütlenmenin önünde engel teşkil eden bölümlerinin, işte taşeronlaşmasının, işte, diğer, iş güvencesinin önüne engeller koyan bölümlerinin, mutlaka, düzeltilmesi lazım. Bunlar düzeltilmediği takdirde, ileride büyük huzursuzluklar çıkacaktır.
Şimdi, bugün, herhalde biraz sonra, öneri oylanacak ve kabul edilecek; işte, görüşmeler bitinceye kadar çalışma kararını, burada alacaksınız. Peki, bu çalışmalar, bu çalışma ortamı gerçekten sağlıklı mı; hepimize, konunun üzerine yeterince eğilme fırsatını veriyor mu; niçin böyle telaşla bu yola gidiyoruz; doğrusu, ben, hiç kimsenin anlayabildiğini sanmıyorum.
Tabiî, bu huzursuz, bu gereksiz çalışma yöntemiyle anlamsız tartışmaları da, gecenin geç saatinde yapıyoruz. Hiç gereği yokken birbirimizi üzüyoruz, birbirimizi kırıyoruz. Sabaha kadar çalışmış insanlar, iki saat evine gitmiş, ondan sonra gelmiş, aynı çalışmalara devam ediyor! Bu mümkün değil, bu sağlıklı değil, bu doğru değil. Onun için, geliniz, salı gününden başlayarak, yine normal çalışma düzenimiz içerisinde, konuları görüşelim. Tabiî, sizlerin hafta sonu programınıza da saygımız var. Her grubun, bu tip çalışma programı yapması da çok doğaldır. Geliniz, birbirimizi üzmeden, birbirimizi daha fazla yormadan, normal bir şekilde, belli konuları görüşelim ve salı gününden itibaren de, görüşmelere daha dinç, daha dinamik bir anlayışla devam edelim diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)