AnasayfaÖzgeçmisimBasındaKitaplarKonuşmalarFotograflar
 

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 1. Yasama Yılı
60. Birleşim 02/Nisan /2003 Çarşamba

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ekvergilerle ilgili görüşlerimizi açıklamak üzere huzurunuza geldim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Genel Kurulumuz oldukça tenha; öyle anlaşılıyor ki, herkes, sevimsiz bir konuyu görüştüğümüzün farkında; onun için, arkadaşlarımız, burada izlemektense kuliste sohbet etmeyi tercih ediyorlar; ama, değerli arkadaşlarım, bilmenizi isterim ki, önemli bir konuyu görüşüyoruz.
Şimdi, ekvergiler, olağanüstü vergiler konulması, işlerin iyi gitmediğinin çok açık bir göstergesidir. Bir ekonomik düzende, bir malî sistemde, yürürlükteki normal vergilerin kamunun ihtiyaç duyduğu geliri sağlayabilmesi lazım. Biz, yıllardır, kamunun ihtiyaç duyduğu gelirleri normal vergilerle, olağan vergi kanunlarıyla karşılayamadığımız için, ekvergiler, olağanüstü vergiler yoluna başvurmaya başladık. Bunu, ilk kez, 1994 yılında yaptık; o zaman da -Türkiye, nedense hiç krizden kurtulmuyor - denildi ki; bir kriz var, bu krizi aşmak için olağanüstü vergiler getirelim ve bu krizi aşalım; ama, bu vergiler, bir defaya mahsus olsun, tekrar başvurmayalım; çünkü, bu, adı üstünde bir kriz dönemidir, bunu aşalım. Şimdi, yine 1994 yılında -pek çoğunuz hatırlarsınız- bir Ekonomik Denge Vergisi geldi, Net Aktif Vergisi geldi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi geldi, Ek Emlak Vergisi geldi. Daha sonra, 1999'da, deprem bahanesiyle, gene, ekonomimizin krize girdiği görüşüyle, gene, olağanüstü vergilere, ekvergilere başvurduk; bunlar, Ek Gelir Vergisi, Ek Kurumlar Vergisi, Ek Emlak Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, Faiz Vergisi, Özel İşlem Vergisi ve Özel İletişim Vergisi. Şimdi, tekrar döndük, bir kriz ortamındayız, normal vergi gelirleriyle ihtiyacımızı karşılayamıyoruz, o nedenle, ekvergiler, olağanüstü vergiler getirelim...
Değerli arkadaşlarım, 1994 yılında da, bu vergiler ilk defa gündeme geldiğinde, ben, şu görüşü dile getirmiştim: Bu olağanüstü vergiler, böyle giderse, yol olacak; bir defaya mahsus diye başladığımız vergileri, tekrar tekrar getirmek zorunda kalacağız. Ne yazık ki, bugün geldiğimiz nokta, 1994 yılında bizim söylediğimize, -üzülerek söyleyebilirim ki, hak verdirmiştir. 1994'deki vergileri biraz önce saydım; Ek Emlak Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi. Şimdi, 2003 yılında, gene, bu vergileri gündeme getiriyoruz. 1999 yılında, gene, bu vergiler vardı; ayrıca, Özel İşlem ve Özel İletişim Vergisi dediğimiz vergiler, onların da sürelerini uzattık; yani, bu vergilere sürekli muhtaç olmamızın, vergi sistemimizin ve ekonomimizin içinde bulunduğu durum açısından çok olumsuz bir yani var, ayrıca, halkın devlete olan, Türkiye Büyük Millet Meclisine olan güvenini sarsan bir konu.
Burada da hep söylendi, gerekçesinde de yazılıyor; bunlar, kriz nedeniyle bir defaya mahsus vergilerdir deniliyor. Durmadan tekrarlayacaksınız. O zaman, bizim, bir defaya mahsus olduğunu, olağanüstü nitelikte olduğunu açıklamamız inandırıcı olmuyor, bunlar da hem hükümete, devlete olan güveni sarsıyor hem Türkiye Büyük Millet Meclisine olan güveni sarsıyor.
Değerli arkadaşlarım, bunlar nereden çıkıyor, niçin böyle bir düzenlemeyle karşı karşıya kalıyoruz. Öncelikle, Türkiye, ekonomisiyle, sosyal sorunlarıyla, diğer konularıyla kötü yönetiliyor. Kötü yönetimin sonucu olarak ekonomiler bunalıma düşüyor, krize giriyor, burada yapılan hataları karşılamak üzere, vatandaşa, normal verginin ötesinde ek vergiler, olağanüstü vergiler yüklüyoruz.
Şimdi, bir emlâk sahibini düşününüz. Geçtiğimiz yıllarda büyükşehir belediye sınırları içinde Emlâk Vergilerinin oranlarını yüzde 100 artırdık, oran olarak birinci mesele bu. İkincisi, 2002 Emlâk Vergisinde rayiç bedellerin yeniden tespit yılıydı, pek çok belediye sınırları içinde astronomik düzeyde rayiç bedelleri artırdık; vatandaş, burnundan soluyarak tam bu vergileri ödemeye çalışırken, şimdi, diyoruz ki o ödediğin verginin bir katını daha öde.
Değerli arkadaşlarım, bu haklı bir uygulama değil, bu hakkaniyete uygun bir düzenleme değil ve bir farklı uygulama da yapıyoruz. 1999 yılında, Ek Emlak Vergisi getirilirken, orada, 120 metrekarenin altındaki tek konutun, Ek Emlak Vergisinden istisna edilmesine dair hüküm vardı. Bu kez, bu hüküm konulmamış; yani, herkesten alalım denilmiş. Artık, bu olağanüstü vergiler alışkanlık haline geldi; ama, hiç olmazsa, olağanüstü vergilerin içinde de bir tutarlılık sağlayalım, geçmişte almadığımız vergileri de bu sefer alır hale gelmeyim; bu bir yanlıştır. Biraz sonra, Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekilleri olarak, bu yönde bir önergemiz olacak. Eğer sizler de itibar ederseniz, hiç olmazsa, bir konutu olandan Ek Emlak Vergisini almayalım, 1999 yılında almamıştık.
Değerli arkadaşlarım, gene, 1999 yılında, ticarî araçlardan Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi almamıştık; yani, taksi esnafından almamıştık, yük taşıyanlardan almamıştık, yolcu taşıyanlardan almamıştık. Bu kez, bütün taşıtlardan alıyoruz. Gene diyorum ki, hiç olmazsa, bu olağanüstü vergiler, ekvergiler noktasında bir tutarlılığı sergileyelim, 1999'un gerisine gitmeyelim. Bu konuda da bir önergemiz, biraz sonra sizlere sunulacak, ilgi gösterirseniz, çok seviniriz.
Değerli arkadaşlarım, bu vergilerle bir yere mi varacağız?! Bu vergilerle sorunu mu çözeceğiz?! Eğer öyle olursa, hepimiz, bağrımıza taş basalım, bu vergileri ödeyelim; ama, biz tam bu vergileri öderken, kamuoyunda ne tartışılıyor, deniliyor ki; Sayın Başbakanın açıklamasını kullanarak ifade etmek istiyorum: " "Ekonomimiz oksijen çadırında, ekonomiye serum lazım" Onun için, servet vergisi getirelim... Ne kadar "yüzde 20 servet vergisi getirelim" iddiaları var. Çeşitli oda başkanlarımızın "devletimiz güç durumda, hükümetimiz güç durumda, öyleyse geliniz, vatandaş olarak yardımda bulunalım..." şeklinde açıklamaları var.
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsini Türkiye'de yaşadık. 27 Mayıs 1960'tan sonra -hepiniz hatırlarsınız- bir alyans bağışı vardı. Halkımız alyansını bağışladı, onun karşılığında kendilerine beyaz, ucuz metalik alyanslar verildi. Sonra "bu alyanslar ne oldu" diye araştırıldığında; işte, bir alyans evleri yapıldı, alyans mahallesi kuruldu; o kadar.
Daha sonra, gene hatırlarsınız, hani 1964'lerde filan "Kıbrıs'a çıkamıyoruz; çünkü, gemimiz yok" diye yola çıkmıştık. O zaman da, bir "millet yapar" kampanyası vardı. Millet bağış yapacaktı, o paralarla çıkarma gemileri inşa edecektik ve Kıbrıs'a çıkacaktık. O da çok çabuk söndü gitti.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de şöyle bir moda var: Özellikle sivil toplum örgütü başkanlarımız medyatik olmayı çok iyi biliyorlar ve çok seviyorlar. Bu önerilerden birisi: Servetimizin yüzde 20'sini verelim. Gerçekten vereceklerse, eğer iktidar da, hükümet de yüzde 20 bir servet vergisi önerisiyle gelecekse, hep beraber buna bakalım; ama, bunu, sadece gazetelere manşet olmak için, televizyonlarda boy göstermek için söylerseniz... Onlar söyleyebilir, Türkiye demokratik bir ülke; ama, bunun devlet katında, hükümet katında kabul görmesi yanlıştır. Değerli arkadaşlarım, yüzde 20 servet vergisi; telaffuzu kolay. Dünyanın her tarafında servet vergileri vardır; fakat, servet vergilerinin oranı yüzde 1'i, yüzde 2'yi geçmez. Yüzde 20 servet vergisi; bir de bunu yüksek sesle konuştuğunuz zaman, olsa olsa, Türkiye'den servet kaçırılmasına neden olursunuz. (AK Parti sıralarından "yok öyle bir şey" sesleri) Hayır, bazı oda başkanlarımız, bunu ilan ettiler, demeçler verdiler ve hükümet de Sayın Ali Babacan'ın başkanlığında bir komisyon kurduğunu, bunları incelemekte olduğunu söyledi.
Ben, hükümetten beklerdim ki...
Biz, bütçemizi yeni çıkardık. 15,8 katrilyonluk bir ekkaynak paketini yürürlüğe koyduk. Yardım yapacak olan vatandaşımız varsa, buyursun, yardımını yapsın; ama, onun dışında, yok servet vergisi getiriyoruz, yok herkesin maaşının yarısını geri alıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, elbette, sıkışık zamanlarda bunlara başvurulabilir; ama, bunların devlet katında kabul görmesi, ekonomimizin gerçekten bir oksijen çadırında olduğu izlenimini doğurur. Bu, güveni sarsar; bu güven sarsılması sonucu, servet dışarı kaçar. Bu bozulan güven ve tutarsızlık sonucu faizler yükselir. O nedenle, bunlar, çok dikkatli ifade edilmesi gereken noktalardır. Hükümetimizin, öyle zannediyorum ki, vatandaşlardan gelen bu iyi niyetli taleplere cevaben bir komisyon kurması, biraz önce bahsettiğim, güven ve tutarlılık açısından son derece önemlidir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bir ekonominin, durmadan, birkaç yıl arayla olağanüstü vergilerden bahsetmesi, Meclisinde olağanüstü vergileri tartışması çok büyük eksikliktir. Bunu niçin yapıyoruz; bunu, kalıcı bir vergi reformunu gerçekleştiremediğimiz için yapıyoruz ve bu vergileri kimden alıyoruz; zaten vergisini ödeyen kesimden alıyoruz. Vergisini ödemeyen kesim, yine bir kuruş vergi ödemeyecektir.
Şimdi, biz, hep söyledik; malî milat kaldırılırken de söyledik, Vergi Barışı Yasası görüşülürken de söyledik. Geliniz, öncelikle, kayıtdışı ekonomiyi de kayda alacak şekilde ve hiç vergi ödemeyen kesimlerden vergi alacak şekilde bir vergi reformunu kabul edelim. Tabiî, vergi reformunun unsurlarından biri, çok yüksek olan, vergi kaçırmayı teşvik eden vergi oranlarından kaçınmaktır; yani, vergi oranlarını katlanılabilir düzeye indirmektir.
Şimdi, hepimiz şikâyetçiyiz; akaryakıt üzerinden yüzde 70 vergi alıyoruz. Hepimiz şikâyetçiyiz; ilaçtan vergi alıyoruz. Hepimiz şikâyetçiyiz; serumdan, kandan vergi alıyoruz. Sayın Maliye Bakanımız bunları indireceğini söyledi; bir an önce indirilsin. Sadece adalet açısından, sosyal adalet açısından bunları söylemiyorum; vergi oranları yüksek olduğu zaman fiş, fatura pazarlığı başlıyor ve Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyoruz, daha az vergi topluyoruz.
Onun için, vergi oranlarını, Gelir Vergisi dahil, Kurumlar Vergisi dahil, Katma Değer Vergisi dahil, Özel Tüketim Vergisi dahil, katlanılabilir, makul bir düzeye indirelim, vergiyi bu yolla tabana yayalım ve adil, dengeli bir vergi reformu yaptıktan sonra, vergiyi kaçıranın gözünün yaşına bakmayalım. Bunun yolu da, vergi idaresini güçlendirmektir, vergi denetimini etkinleştirmektir.
Her gün kanun çıkarıyoruz. Bundan önceki Meclis, biliyorsunuz, Türkiye cumhuriyeti tarihinde en çok kanun çıkaran Meclis olarak övünür, dururlardı. Şimdi, öyle zannediyorum ki, bizim Meclisimiz, o rekoru kıracak; ama, değerli arkadaşlarım, kanun çıkarmak mesele değil. Kanunu, halkın benimsemesi ve halkın uygulaması...
Bu işlerin içerisinde olan bir arkadaşınız olarak şunu söyleyebilirim ki: Artık, bizim çıkardığımız kanunları, bırakınız halk, vergi dairesinin görevlileri bile okumuyor. Öylesine basit, sade, herkesin anlayabileceği, getirisi yüksek, adil bir vergi reformunu yapalım; her yıl da bunu değiştirmeyelim, her gün de bunu değiştirmeyelim. Bu olmazsa, vatandaş ne ödeyeceğini bilmezse, malî müşavir ne uygulayacağını bilmezse, vergi dairesi müdürü "acaba bugün vergi kanunu değişti mi, değişmedi mi" diye her sabah kalkıp Resmî Gazeteye bakarsa, o ülkede vergi kargaşasının önüne geçemeyiz.
Bunları yapmadığımız sürece ne olur; işte, her bütçeyi bağladığımız dönemde "bütçede şu kadar eksik var; gelin ekvergi getirelim, gelin vergi oranlarını artıralım..." Ve vatandaşı canından bezdiririz.
Değerli arkadaşlarım, elbette, vergisiz bir ülke yönetilmez, vergisiz bir düzen öneriyor değilim. Fransa'da, geçmiş dönemde, Pierre Pujat diye birisi çıkmış, vergisiz bir düzen önermiş; demiş ki "ben, bütün vergileri kaldıracağım, verin bana oylarınızı, vergisiz düzen kuracağım." Yüzde 10 oy almış değerli arkadaşlarım. Vergisiz düzen önermenin de bir cazibesi vardır; ama, biz, öyle bir öneride falan bulunuyor değiliz. Adil, kalıcı, dengeli ve durmadan ekvergilere, olağanüstü vergilere muhtaç olmayacak bir vergi sistemini elbirliğiyle oluşturalım. Bu Meclisteki çoğunluk, bu açıdan bir şanstır. Bu Mecliste, bu konunun çok değerli uzmanları var; iktidar partisi içinde de var, muhalefet partisi içinde de var; bu görevimizi yapalım.
Değerli arkadaşlarım, bir diğer önemli nokta; vatandaş açısından, ödediği verginin nereye gittiğini bilmesi çok önemlidir.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Eğer vatandaş, ödediği verginin yerine gittiğini bilirse, verginin kendisine yol olarak, çeşme olarak, hastane olarak, okul olarak döndüğünü bilirse, vergisini seve seve öder; ama, ödediği verginin üç beş tane suiistimalciye gittiğini görürse, ödediği verginin israfa gittiğini bilirse, vergisini ödemez, vergi ödemekten cayar. Onun için, geliniz, şeffaf, saydam bir kamu yönetimini hep birlikte kuralım; yolsuzluklara müsaade etmeyelim, israfa müsaade etmeyelim; kim ki bu ülkenin bir kuruşunu çalar, tenezzül ederse, yakasına hep beraber yapışalım; bakansa da yapışalım, milletvekiliyse de yapışalım.
Değerli arkadaşlarım, bunların hepsinin yolu da, en tepeden başlayarak, herkesin hesap vermesidir; bunun yolu da, öncelikle, dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Biz, sadece, seçim meydanlarında halkımıza söz verdiğimiz için dokunulmazlığın kaldırılması üzerinde böylesine duruyor değiliz. Eğer yolsuzlukları önlemek istiyorsak, eğer yolsuzlukları caydırmak istiyorsak, eğer yolsuzluk üretmeyen bir kamu düzenini kurmak istiyorsak, önce, bakandan başlayarak, milletvekilinden başlayarak, yolsuzluğa kim bulaşmışsa, herkes, vatandaş gibi gitmeli, hesabını vermeli, aklanıp gelmelidir.
Bunları yapmadan, yani, adil, kalıcı, dengeli, basit bir vergi reformu yapmadan, toplanan vergilerin vatandaşın nereye gittiğini anlayacağı, saydam, şeffaf bir kamu düzeni oluşturmadan, buralarda, daha, çok ek vergiler konuşuruz, olağanüstü vergiler konuşuruz ve hepimiz de bir mahcubiyet içinde, Genel Kurula bile gelmeden, her nasılsa, katılan belli sayıda arkadaşlarımızın oylarıyla bu sevimsiz kanunlar geçsin diye ellerimizi kaldırırız. Ben, bu duygularla Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve hiç yoksa, ek emlak vergisinde, ek motorlu taşıtlar vergisinde bir konutu olanları vergi dışında bırakan, ticarî araç sahiplerini, taksici esnafını, minibüsçü, otobüsçü esnafını bu vergilerin dışında bırakan Cumhuriyet Halk Partisinin önerilerine destek vermenizi bekliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)