AnasayfaÖzgeçmisimBasındaKitaplarKonuşmalarFotograflar
 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 1. Yasama Yılı
113. Birleşim 30/Temmuz /2003 Çarşamba


MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gösterdiğiniz anlayışa teşekkür ederim.
Biraz sonra görüşeceğimiz İhale Kanunu üzerinde çalıştığım için, onun sıra sayısını yazmışım, bir yanlışlık oldu; ama, Sayın Başkan, gerçekten, büyük âlicenaplık gösterdi; çok teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım, oyumun rengi anlamında söz istemiştim; ama, oyumuzu zaten verdik, oyumuzun olumlu olduğunu hep birlikte gördünüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Hep ifade ettiğimiz gibi, Avrupa Birliği, Türkiye'nin batılılaşma idealinin son aşamasıdır. O nedenle, bu aşamaya ulaşmamızı kolaylaştıracak bütün adımları, bütün girişimleri, biz, sonuna kadar destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz ve bunu, sadece, bizi Avrupa Birliğine alırlar, almazlar anlamında değil, Türkiye'nin, halkımızın ihtiyacı olduğu için de destekliyoruz. Varsayalım ki  inşallah üye oluruz, inşallah o camianın bir parçası oluruz bu gerçekleşmese bile, attığımız demokratikleşme adımları, kesinlikle, bizim için, halkımız için, daha uygar, daha demokrat, daha çağdaş bir toplum ideali için zorunlu adımlardır. O nedenle, biz, bu adımları her zaman destekledik, destekliyoruz.
Burada sözcülerimiz de ifade etti, zaman zaman kamuoyuna da yansıyan görüşlerimiz var; bu yasaların, takvimin verdiği sıkışıklık içinde önemli eksiklerle hazırlandığını biz de fark ediyoruz, biz de görüyoruz; yani, bu yasaları destekliyor olmamız, bu yasaların mükemmel olduğu anlamına gelmez. Bu yasalarda önemli eksikler var, sözcülerimiz de açıkladı, biz de açıklıyoruz. Meclisin tatil döneminden sonra, daha rahat, daha geniş bir ortam içinde, bu eksikliklerin de tamamlanması gerektiğini ifade ediyorum ve bu yolda temennimi de söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, yasa çıkarmak biraz kolay. Özellikle iki partili bir Parlamentoda ve Cumhuriyet Halk Partisi gibi uygar, katılımcı bir anlayışla olaylara bakan bir muhalefet partisinin bulunduğu bir Parlamentoda yasa çıkarmak kolay; ama, yasaları uygulamak o kadar kolay değil.
Örneğin, anadilde yayın ve anadilin öğretilmesi konusu, çok uzun zamandır Türkiye'nin gündemindedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 1989 yılında bir rapor hazırlamıştık. O zaman "Kürt Raporu" diye anılmıştı ve şimdiki Genel Başkanımız o zaman Genel Sekreterdi, DGM'de bu nedenle yargılanmıştı. Biz, o zaman da, herkesin anadilini özgürce öğrenmesinden yana olduğumuzu ifade etmiştik.
Şimdi, bununla ilgili, bunca zaman geçti, kanunlar çıkardık, bu pakette de bu yönde düzenlemelerimiz var. Ben, Hükümetimizden özellikle rica ediyorum, artık bu konuyu, konuşulan, durmadan kanunları bekleyen, yönetmelikleri bekleyen bir konu olmaktan çıkaralım. Kim özel televizyon kurup da anadilini öğretmek istiyorsa, buyursun, kursun, öğretsin. Kim, hangi kursta anadilini öğretmek istiyorsa, açsın, öğretsin. Bu konularda, artık bir komplekse kapılmaktan "acaba, şu dil öğrenilirse, şu dil konuşulursa, ülke tehlikeye girer mi" kompleksinden kesinlikle kurtulmamız gerekiyor. Bu iletişim çağında, herkes, istediği dilde, istediği yayınları uzaydan izliyor; ama, biz, kanunları çıkardık; ama, hâlâ, RTÜK, beklenen yönetmeliği çıkarmadığı için bu televizyonları kuramadık. Öyle zannediyorum ki, Sayın Dışişleri Bakanımız, yurt dışına her gittiğinde, bu eksikliğin yüzüne vurulmasından büyük bir eziklik duyuyordur; yani, uygulama çok önemlidir, bu adımları bir an önce atalım. Bu ana dil konusunu ana dilde eğitim, ana dilde televizyon ve radyo yayını meselesini sorun olmaktan çıkaralım.
Değerli arkadaşlarım, bunu, herkesin kafasına, özellikle, emniyet kuvvetlerinin kafasına yerleştirmeliyiz ki, bu işler yasak olmaktan çıkmıştır.
İstanbul'da, zaman zaman, buna benzer kurslar açılıyor. Kürtçe öğrenmek isteyen insanlar var. Kendi ana dilini merak edenler var, yurt dışından gelip bunu öğrenmek isteyenler var. Benim kızım da bunlardan biri; başına gelenleri anlatsam, burada, saatlerce hikâye olur.
Değerli arkadaşlarım, artık, bunları, yasak olmaktan, polis baskısıyla, polis tehdidiyle eğitim yapılan yerler olmaktan çıkaralım. Bu konuda, Meclis, üstüne düşen görevi yaptı. Her türlü adımı attı ve uygulama; hükümetimizin bu uygulamayı bir an önce hayata geçirmesini bekliyorum.
Bu konuda bir endişemi, bir korkumu da ifade etmek istiyorum. Kabul ettiğimiz kanunun 23 üncü maddesinde bir hüküm var; orada Bakanlar Kurulu hangi dilde eğitim yapılacağını belirler deniyor. Umarım, burada bir yasakçı anlayışı sergilemeyiz. Belli, Kürtçe var, Lazca var, Çerkezce var. Yarın, birisi, az duyulan bir dilde kurs açmak istediği zaman "hayır, Bakanlar Kurulu buna izin vermiyor, böyle bir anadili biz tanımıyoruz" demeyelim; geniş bir tanım içerisinde, isteyen, istediği dilde eğitimini yapsın, yayınını yapsın, bir yasaklamayı kesinlikle yapmayalım diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleriyle ilgili konular tartışıldı. Burada, gerçekten, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleri çok kısıtlanmış bir hale geldi.
Sayın Adalet Bakanımız, bu konudaki eleştirilere komisyonda cevap verirken "evet, tasarıda bir sınırlama getiriyoruz, saydığımız görevler azalıyor; ancak, Millî Güvenlik Kurulu, Genel Sekreterliğe dilediği görevleri verebilir. O bakımdan, bu Genel Sekreterliğin bazı görevlerinin tasarıda sayılmamış olması, o görevlerin yapılmasına engel teşkil etmez. Kurul, böyle bir görevlendirme yapabilir" demişlerdi hafızam beni yanıltmıyorsa- ama, şimdi, burada, verilen bir önergeyle, bu görevlerin önemli kısmının bir Başbakan yardımcısına aktarılacağını öğrendik, gördük ve kanun olarak gerçekleşti.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, baştan sona katılıp komisyonda müzakereleri izleyen bir milletvekili olarak, doğrusu, Sayın Bakanımızın oradaki açıklaması ile bu önerge arasında, benim açımdan çok ciddî bir çelişki oldu. Bunlara gerek yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum, buyurun.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.
Böyle bir ihtiyaç varsa, niçin Bakanlar Kurulundan gelen tasarıda yer almadı? Böyle bir ihtiyaç varsa, komisyonda önerilip, oradaki üyelerin geniş geniş tartışmasına niçin fırsat verilmedi; burada, son anda getirilen bir önergeyle, böylesi bir önemli konuda düzenleme yapıldı?! Bunlar ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar; böylesine önemli, kurumlararası güven ortamını sağlama açısından hassas konularda, sanki, son anda bir şeyler yapmak istiyormuşuz izlenimi doğuyor. Böyle bir niyetiniz olmayabilir; Sayın Bakanımızın böyle bir niyeti olduğuna ihtimal vermem; ama, görüntü, bu izlenimi doğuruyor. Bundan kaçınalım.
Elbette özgürlükler önemli, elbette demokrasi önemli; ama, güvenlik de önemli değerli arkadaşlarım. Özellikle, bizim gibi hassas bir bölgede yaşayan, etrafında devamlı darbelerin, savaşların, işgallerin olduğu bir ülkede, silahlı kuvvetlerimizi hırpalayan, sanki onları hırpalamaktan zevk alan bir havayı kesinlikle vermeyelim. (AK Parti sıralarından "hayır, hayır" sesleri) Böyle bir hava olduğunu söylemiyorum; ama, buna dönük, çok insafsız yayınlar olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bunlara fırsat vermeyelim.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri... Geçmiştekileri severiz, sevmeyiz; ama, yeni dönemde getirdik, bundan sonra Sayın Başbakan önerecek, Cumhurbaşkanı atayacak. Artık, bu insana da güvenmezsek, bu insanın yetkilerini de kısarsak, bunun bir gereği yok ki! Kimsenin bir rolü yok. Sayın Başbakanın önermediği hiç kimsenin, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olması söz konusu değil. Kendinizin atayacağı kişiye de, biraz daha yetki, biraz daha sorumluluk vermemiz gerekirdi diye düşünüyorum.
Bu yasanın kabul edilmiş olmasından, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mutluluk duyduğumuzu ifade ediyorum ve umarım ki, artık, ekim ayında hazırlanacak olan Avrupa Birliği ilerleme raporu açısından, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, iktidarıyla muhalefetiyle, elimizden geleni yaptık; bundan sonrası hükümete kalıyor. Uygulamayı eksiksiz olarak gerçekleştirmek gerekiyor ve burada yapılanları, Avrupa Birliği üyelerine rahat bir şekilde, en iyi şekilde anlatma ihtiyacı doğuyor. Bunların yapılmasını diliyorum.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Avrupa'da, içinde yer aldığımız Sosyalist Enternasyonalde, Türkiye'nin, Kopenhag kriterlerinin gereklerini yerine getirme noktasında hiçbir eksiği olmadığını geçmişte anlattık, bundan böyle de anlatmaya devam edeceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu İhale Yasa Tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Tabiî, açık havadaki kokteylden sonra arkadaşlarımızın katılımında önemli bir sorun yaşayacağımız belliydi; o sorunu yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konuyu görüşüyoruz. Türkiye'nin temel sorunlarından biri ihale konusudur. İhale mevzuatı, Türkiye'de, hep tartışılmıştır; çünkü, ihale konusunu iyi düzenlemezseniz bir rant dağıtma mekanizması haline dönüştürürsünüz, şeffaf bir şekilde yapmazsanız yolsuzluklara bir kaynak oluşturursunuz. Nitekim, Türkiye'de, ihale konusunda büyük yolsuzluklar olmuştur, çok tartışmalar olmuştur ve pek çok insan "bu kim" dediğiniz zaman "şu kurumun müteahhidi" diye anılır hale gelmiştir. Geçmişte "şu kurumdan İhaleyi sürekli bu alır, bu kurumdan ihaleyi bu alır" denilen bir mekanizmaya hep tanık olduk.
Tabiî, Türkiye'de ekonomik ilişkiler karmaşıklaştıkça, rant kapıları da çoğalmıştır. Sadece kamu ihaleleri değil, onun dışında, bankalar, diğer konular hep rant kapısı haline gelmiştir. Geçmişte, Türkiye'nin, çok yatırım yaptığı dönemlerde en büyük yolsuzluk kaynağı taahhüt sektörüydü ve ihalelerdi. Şimdi, son zamanlarda, ne yazık ki, doğru dürüst yatırım yapamadığımız için, bu konu önemini kaybetmiştir; ama, yine, az da olsa, çok da olsa otel odalarında bağlanan ihalelerin bir firmaya verilip o firma tarafından yüzdelerin dağıtıldığının hepimiz tanığıyız. Bunlar, zaman za-man, kamuoyuna da yansımış, çeşitli soruşturmalara da konu olmuştur. O nedenle, şeffaf bir ihale mevzuatı oluşturmak, yolsuzlukları önleyecek bir ihale düzeni kurmak, gerçekten, son derece önemlidir.
Değerli arkadaşlarım, eğer, siz, düzeninizi iyi kurmamışsanız, yolsuzluğa fırsat veren, suiistimale fırsat veren bir ihale düzeniniz varsa, bu düzenin açıklarından yararlanarak zengin olan müteahhitleri suçlamak doğru değildir. Tabiî, suçlarsınız da, ahlaksızlığa prim verecek halimiz yok; ama, o fırsat varsa, o açık varsa, o açıktan Ali Bey girmezse Veli Bey girer. Onun için, bu açığı kapamak, bu fırsatı vermemek, bizim temel görevimizdir.
Türkiye'de ihale mevzuatıyla ilgili çok değişiklikler yapıldı. En büyük değişikliklerden biri, şimdi, değiştirmek için bir tasarının önümüze geldiği ve bu yılın başında yürürlüğe girmiş olan Kamu İhale Yasasıdır. Kamu İhale Yasası o günkü tartışmaları arkadaşlarım hatırlarlar- niçin gündeme gelmişti; çünkü, kamu kaynaklarının önemli bölümü İhale Yasasının kapsamı dışındaydı; yani, Kamu İhale Yasası yürürlüğe girinceye kadar, eski mevzuatımıza göre, esas itibariyle, genel ve katma bütçeler; yani, bakanlıklar, Karayolları, Devlet Su İşleri gibi kuruluşlar İhale Kanunu kapsamındaydı; buna karşılık da, çeşitli fonlar, KİT'ler bunun kapsamının dışındaydı. Yani, öyle bir sistem kurmuştuk ki, istisnaları esas kuralı aşmıştı. En önemli yatırımları yaptığımız enerji sektörü, sulama sektörü, çeşitli sektörler ihale kapsamı dışında, kanun kapsamı dışında olunca kanun çıkarmak için bu kadar çaba göstermeye de lüzum yok. Bir ara, hatırlarsınız, Türkiye'de planlı ekonomi çok tartışılırdı. O zaman, bizim plan anlayışımız, sadece kamu sektörünü planlayan, buna karşılık da özel sektörü teşvik eden, yönlendiren bir anlayıştı. Bununla ilgili şöyle bir benzetmeyi çok yapardık: Yani, bir insanın yarım gününü planlayıp diğer günlerinde dalga geçmesi gibi bir şeydi bizim plan anlayışımız. Sonunda o yarım günü de planlamaktan vazgeçtik, bütünüyle plansız, farklı bir düzene geçtik. Şimdi, ihale mevzuatımızda da böyle idi; yani, kamu kurumları, kamu kuruluşları, katma bütçeli ve yerel bütçeli idareler bu kanunun kapsamında, diğer fonlar, KİT'ler bu kanunun kapsamı dışındaydı. Bu çelişki, bu istisnaların fazlalığı çok dikkat çektiği için, kamuoyunun çeşitli tartışmalarla ortaya koyduğu görüşler, Dünya Bankasının bu noktadaki görüşleri, IMF'in de her zaman olduğu gibi telkinleri, baskılarıyla bir Kamu İhale Yasası çıkardık. Fakat, her nedense, bu yasa daha yürürlüğe girmeden müthiş bir tepki oluştu. Öylesine örnekler verildi ki, işte, mesela, İstanbul'da, havaların soğuduğu bir dönemde, okulların fuel-oil almaktan bile aciz hale geldiği söylendi. İşte, Irak'ta olaylar başladığı zaman, Millî Savunmanın, Silahlı Kuvvetlerin, bu İhale Yasası nedeniyle aylarca süren bir ihale prosedürü içine gireceği ve her şeyin aksayacağı ifade edildi. Yasada bazı eksikler vardı; ama, bunlar zaman içinde, Kamu İhale Kurumunun çalışmalarıyla, çıkarılacak çeşitli yönetmeliklerle çözülebilirdi. Fakat, bu küçük örnekler büyütüldü, abartıldı ve kamuoyunda, bu İhale Yasası mutlaka değişmelidir anlayışı egemen oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi de, 3 Kasım seçimlerinden itibaren, bu yasanın değişmesi gerektiği noktasında sürekli görüş ifade etti ve iki kez buraya, Türkiye Büyük Millet Meclisine tasarı sevk etti.
Şimdi, ilgili komisyonlardan da geçen bir ihale yasa tasarısıyla, daha doğrusu Kamu İhale Yasasını değiştiren bir tasarıyla karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, hemen baştan ifade etmeliyim ki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, bu tasarıya karşıyız. Görüşlerimi biraz sonra ifade edeceğim.
Şimdi, öncelikle, Türkiye'de ne kadar özelleştirme yapıyoruz dersek diyelim, KİT'ler, yani, kamu iktisadî teşebbüslerinin ekonomimizde önemli bir ağırlığı var. Bu tasarı, bu kesimi Kamu İhale Yasasının dışına çıkarıyor; yani, esas yatırım yapacak olan sektörleri, kurumları, kuruluşları bunun, bu Kanunun dışına çıkarıyor. Geriye ne kalıyor; geriye, eskiden, yani, 2003'ün başından önce de uygulamakta olduğumuz genel ve katma bütçeli kuruluşlar kalıyor.
Ben olsaydım, Hükümetin yerine, böylesine uzun bir değişiklik yasa tasarısı hazırlamak yerine "Kamu İhale Yasası yürürlükten kaldırılmıştır, eski mevzuat aynen yürürlüktedir" diye iki üç maddelik bir kanun tasarısıyla konuyu çözerdim. Bunu, bu kadar pratik ifade etmek yerine, öyle kapsamlı, uzun uzadıya tasarılar, maddeler getirildi; ama, özüne, nereye varmak istediğine dikkatle baktığınızda, göreceksiniz ki, eskiye, 2002 yılı uygulamalarına aynen dönülmektedir.
Eğer, o 2002 uygulamalarından memnunsak, o sistem gerçekten yolsuzlukları önlüyordu, o sistem kamu kaynaklarının şeffaf bir şekilde kullanılmasına olanak tanıyordu diyorsak, bir mesele yoktur; ama, Türkiye'de her kesimin, her partinin bu konuda açık şikâyetleri vardı. Böylesine büyük istisna, yani, ekonominin küçük bir kısmının bir kanunun kapsamı içine alınıp, büyük kısmının, fonların, KİT'lerin bunun dışında tutulması, sürekli, her kesim tarafından eleştirilmişti.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, size, ünlü bir politikacımızın bir görüşünü okumak istiyorum: "Bu yasada, demin, DSP kanadından bir hanımefendi -zaman zaman Plan ve Bütçe Komisyonuna da gelir, gayet verimli konuşmalar yapar- bir hususa dikkatleri çektiler; istisnalar; niçin istisnalar, niçin?.. Hani, bütün genel gerekçenizde diyorsunuz ki, bütün kamu kurum ve kuruluşlarını kapsamadığı için, biz, bu yasayı kaldırıyoruz, yeni yasa ihdas ediyoruz; ama, asıl yolsuzlukların yapıldığı istisnalara bakın! Niçin, niçin 3 kişilik teklifler?! Çağrılabilir, iptal edilebilir... Bu "bilir"ler, yolsuzluk yapılmak için yeterlidir, yapmak isterseniz. O istisnalara değinemezsiniz; niye değinemezsiniz, biraz sonra söyleyeceğim.
Yasalar değişiyor, bakanlar değişiyor, hükümetler değişiyor, partiler değişiyor; değişmeyen bir şey var; gayrimeşru paranın gücü değişmiyor. O kadar güçlü ki bu para, partileri yıpratıyor, kanunları yıpratıyor, liderleri yıpratıyor, milletvekillerini yıpratıyor; ama, bu sermaye, katlanarak yoluna devam ediyor; katlandıkça da zevk alıyor, güçleniyor, her tarafa elini kolunu uzatmaya çalışıyor: Bunlara, bakan dayanmıyor diyorum, partiler dayanmıyor diyorum, hükümetler dayanmıyor diyorum; hepsini bu güçlü, gayrimeşru sermaye yıpratıyor, bitiriyor, eğitiyor, eğriltiyor; ama, engel tanımıyor nedense. Demokrasi, âdeta, bunlar için varmış. Seçim meydanlarında birbirimizi inciten konuşmaları, sanki bunlar için yapıyoruz. Solculuk bunlar için, sağcılık bunlar için, milliyetçilik bunlar için, zaman zaman kontrol edilmeyen dinî fetvalar da bunlar için. Bunların partisi yok; ama, bütün partiler bunlar için. Her partide bunların ayakları var. İktidara yürüyen partinin genel merkezine doğru yürümeye başlarlar; anında dilleri değişir, renkleri değişir, söylemleri değişir. Bunların kalplerinde, her partinin renkli amblemi vardır. Bütün partiler bunlar için; sanki, partiler millet için değil, milletin kurduğu partiler bunlar için var, bunlar için çalışır, bunların istikbali için..." ve devam eden bir güzel konuşma. Bu konuşmaya aynen katılıyorsunuz değil mi arkadaşlar? (AK Parti sıralarından "Aynen" sesleri)
İDRİS NAİM ŞAHİN (İstanbul) - Halk Partisi dahil mi, hariç mi?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bu konuşmayı yapan, şimdiki Bayındırlık Bakanımız Zeki Ergezen'dir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, Sayın Ergezen, muhalefette benim söylemeye çalıştığım şeyleri, gerçekten, daha beliğ bir şekilde, daha güzel bir şekilde ifade etmiş; onun için, bana çok fazla bir şey bırakmamış.
Burada değil değil mi Sayın Bakan? (AK Parti sıralarından "Yok" sesleri) Değerli arkadaşlarım, Sayın Ergezen diyor ki: "Bu Kamu İhale Yasasını getiriyorsunuz da, bu Kamu İhale Yasası içinde o kadar çok istisna koyuyorsunuz ki, işte, o bildiğimiz, dini, imanı, partisi, solu, sağı olmayan müteahhitlere açık kapı bırakıyorsunuz."
Şimdi, bu yasa üzerinde, getirdiğimiz bu tasarı üzerinde, inanmanızı isterim, uzun uzun çalıştık, her kuruluştan, her kurumdan, her meslekten arkadaşlarımızdan bilgi aldık, bir haksızlık yapıyor muyuz, bir yanlışlık yapıyor muyuz diye. Tasarıyı yeteri kadar incelememiş arkadaşlarım için özellikle söylüyorum, bu yasa tasarısıyla o kadar çok istisna getiriyoruz ki, kural, istisna haline geliyor. Mülkiyede okuyan arkadaşlarım bilirler, Sayın Yaşar Yakış buradaysa o çok iyi hatırlar, bizim rahmetli Hocamız Yavuz Abadan vardı, o derdi ki: "İstisnalar kaidelerin mezarıdır."
Burada o kadar çok istisna var ki, artık, kaide kalmamış. O nedenle, geliniz, ihale sistemimizi gerçekten rant kapısı olmaktan çıkaralım; yani, avantacı, üçkâğıtçı müteahhitlerin yararlandığı bir sistemi ortadan kaldıralım.
Bu sistem, ne yazık ki, o insanları tekrar güçlendiriyor, onlara kapı açıyor. Geliniz, öylesine şeffaf bir sistem kuralım ki, kamunun bütün parasının harcanmasında bu kurallar uygulansın. Yoksa, ben, DSİ'de kural uygulayacağım, Maliye Bakanlığında kural uygulayacağım; ama, TEDAŞ'ta kural uygulamayacağım derseniz, tabiî, inandırıcı olmazsınız.
Gençliğimde bir KİT'te on yıl yöneticilik yapmış olan bir arkadaşınız olarak söyleyebilirim ki, KİT'ler de, mutlaka, bu ihale düzeni içinde yerini almalıdır.
Özelleştireceğiz... Özelleştirilen, zaten, bunun kapsamı dışına çıkar.
Gerekçede deniliyor ki, Avrupa Birliği normları, Avrupa Birliği standartları açısından bu istisnaları getiriyoruz. İşte, telekomünikasyonla ilgili, enerjiyle ilgili, suyla ilgili, ulaştırmayla ilgili istisnaların nedeni, Avrupa Birliği normlarında olmasındandır deniliyor.
Yalnız, değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğinde KİT'ler öylesine küçük bir paya sahiptir ki onu emsal alarak Türkiye gibi ülkelerde, hâlâ yatırım yapılırsa, en büyük yatırımların KİT'ler vasıtasıyla yapıldığını hepimiz biliyoruz.
Son zamanlarda, Yolsuzlukları Araştırma Komisyonumuzun çalışmalarından ve bizden önceki dönemin Meclis çalışmalarından da biliyoruz ki, bu yolsuzlukları en çok KİT'lerde gördük, kamudaki yatırımlarda daha az gördük. Niçin; kamuda, yani, devlet dairelerinde, yani, DSİ'de, yani, Karayollarında belli bir kanun var, belli bir düzen var, öbürlerinde ise takdir hakkı var. KİT'lerin yönetmelikleri vardır; yönetmelikte der ki, şunlar, şunlar, şunlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Uzun uzun, ihale nasıl yapılır, teklif nasıl alınır... Zannedersiniz ki, eyvah, bu şartlarda... Sonunda bir cümle vardır: "Bilmem ne KİT'i ihaleyi dilediğine vermekte, ihaleyi yapıp yapmamakta serbesttir." Bu kadar serbestsem, o kadar kural niye?! O nedenle, gerçekten, bu, çok tartışılacak.
Sayın Bakan, sayın hükümet, niye, bu kadar telaşla, bu Kamu İhale Yasasına karşı çıkıyor, anlayabilmiş değilim. Bu yasa işletildiği zaman, önemli esneklikler tanıyan maddeleri var. Nitekim, Irak krizi çıkar çıkmaz, hükümetin çıkardığı bir kararnameyle, o istisnalar, o esnek maddeler çalıştırılmak suretiyle konu çözülmüştür, buna benzer pek çok sorun çözülmüştür; ama, bu sistemi bir uygulamadık ki, gerçekten amacına ulaşır mı, ulaşmaz mı, anlayalım.
Elbette, yeni sisteme alışmak gerçekten zordur. Bir yenilik gelmişti ihale düzenimize, herkesin bilmediği bir sistemdi, yeni bir sistemdi. Bu sistemi işletmek, çalıştırmak, benim görebildiğim kadarıyla, bu işlerde biraz çalışmış, ihalelerde bulunmuş bir insan olarak görebildiğim kadarıyla, yolsuzluklara geniş ölçüde fırsat vermeyecekti, şeffaflığı geniş ölçüde sağlayacaktı. Bu sistemi bilemiyorum hangi nedenle kaldırmak, değiştirmek büyük haksızlık. Bunu bir deneyelim, bunu bir uygulayalım. Ondan sonra, bu uygulanan dönemde, sorunlar çıktıkça, peyderpey değiştirelim, bunu yapalım değerli arkadaşlarım; ama, eskiye dönmek, inanmanızı isterim ki, ihaleleri tekrar rant kapısı haline getirmektir, yolsuzluklara kapı açmaktır ve şeffaflıktan uzaklaşmaktır.
Bu yola gitmeyeceğinizi ve Bayındırlık Bakanımız Zeki Ergezen'in çok güzel ifade ettiği şekilde, partisi olmayan, solcu olmayan, sağcı olmayan, dinî olmayan, imanı olmayan soyguncu müteahhitlere meydanı boş bırakmayacağınıza inanıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; geceyarısı gelen önergeler beni her zaman tedirgin eder. Peki, böylesi önemli bir konuyu Bakanlık niçin hatırlamadı, tasarıyı hazırlarken düşünmedi, bu konu komisyonda konuşulurken niçin düşünülmedi ve son anda, burada, gecenin bu saatinde böylesi bir düzenlemeyi yapıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, öncelikle söyleyeyim; kime ne verirseniz verin, helal olsun; yani, kimseye vereceğiniz parada, pulda gözümüz yok, karşı da değiliz; yalnız, bu işin bir teknisyeni olarak söyleyeyim ki, bir vergi istisnası getiriyorsunuz; yani, bir vergi düzenlemesi getiriyorsunuz "bu ücretler vergiden istisnadır" diyorsunuz. Şimdi, bu, daha çok Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmesi gereken bir düzenleme. Maliye Bakanlığı, acaba böyle bir istisnaya ne diyor; diğer ücret istisnalarıyla bunun arasında bir paralellik var mı? Şimdi, bu tasarılar, onun için önceden hazırlanır, dağıtılır, komisyonda onun için enine boyuna konuşulur.
Bugün, burada, bir önerge versek, komisyonun da salt çoğunluğu vardır diye, istediğimizi yapabilir miyiz?.. Yaparız belki; ama, düzeni bozarız, dengeleri bozarız. Yani, ücret istisnası çok önemli bir düzenleme. Burada bu işlerden anlayan arkadaşlarımız var; yani, Türkiye'de hangi ücretler vergiden istisnadır; bu, hangi nedenle vergiden müstesna tutuluyor; bu kadar ücret neye göre veriliyor; Köy Hizmetlerinde çalışan ve benzer durumda olan geçici işçilerin statüleri var, oradaki memurların statüleri var, onlara ne kadar para veriliyor, işçi olarak, memur olarak onların ücretleri de vergiden istisna ediliyor mu; bizim, burada bir karar verebilmemiz için, bunları bilmemiz gerekir, bu konuları da aydınlatmamız gerekir. Yani, Parlamento, elbette, halkın seçtiği temsilcidir, nihaî karar verir; ama, Parlamento, adil karar vermek durumundadır, bilerek karar vermek durumdadır.
Diğer sektörlerdeki, diğer kesimlerdeki benzer durumları, doğrusu, ben bilmiyorum. Yani, böyle bir kararı, bu saatte, bu şekilde vermek, bana göre, doğru değil. Bunu, belki, Sayın Bakan biraz sonra gelir "siz, bu ücretlere de mi karşısınız" falan diyebilir "döner sermayeden ödeyeceğiz, Maliyeyle nereden ilgilendiriyorsunuz" diyebilir; ama, bu döner sermayenin filan açıklarının sonunda nasıl kapandığını biliyoruz.
Özellikle vergi istisnası yönünden bu konuların bilinmesi, bu dengelerin sağlanması lazım; yani, gecenin bir yarısında, bazıları istedi diye böylesine bir karar vermek, gerçekten, yanlıştır, zordur. Ne kadar ücret verirseniz verin, helal olsun, bir şey demem; ama, dengeleri gözetin, usulünü uygun olsun.
Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (Alkışlar)