|
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
110. Birleşim 06/Temmuz /2004 Salı
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediyeler Kanunu Tasarısının 23 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce, değerli arkadaşımız Hasan Aydın konuşurken, kanunların yeteri kadar dikkat edilmeden hazırlandığını ifade etmişti ve onun üzerine de, iktidara mensup arkadaşlarımızın bazı itirazları oldu.
Şimdi, tabiî, oylandı, geçti; ama, tespit açısından şunu söylemek istiyorum: 22 nci maddeye bir göz atarsanız, orada "salt çoğunluk belli bir sayının yarısından az olmayan çoğunluğu ifade eder" deniliyor.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bir belediye yasasında ve toplantı ve karar yetersayısı ile ilgili bir düzenlemede, bu tanımı buraya koymanın hiçbir manası yoktur. Bu tanım, pek çok yerde geçer, hukukun temel tariflerinden biridir. Birisi yazarken, herhalde kafasına takılmış, salt çoğunluk ne demektir demiş, açmış bir metni, bulmuş ve oradan da buraya geçirmiş. Eğer, salt çoğunlukla ilgili bir tanımı, bu kanun tasarısının içine koymak istiyorsanız, başına bir tanımlar maddesi açarsınız, oraya koyarsınız. Bu maddenin içine, bunu yerleştirmenin, gerçekten kanun yapma tekniği açısından hiçbir anlamı yoktur. Denilebilir ki, ne sakıncası var, ne zararı var; ama, kanunların, eski deyimle, efradını cami, ayarını mani olması gerekir; yani, neyi anlatmak istiyorsanız, tam olarak onu belirtmeniz lazım. Gereksiz ifadelerden, haşivden her zaman kaçınmak gerekir.
Bunu şunun için söylüyorum; ne yazık ki, alelacele hazırlanan, hükümetten alelacele gelen, komisyonlarda yeteri kadar değerlendirilemeyen, ne yazık ki, buradaki çalışmalarımızda da hem yeterli çoğunluğun olmaması hem yeterli zamanın bulunmaması nedeniyle iyi bir şekilde irdelemediğimiz kanunlarda bu şekilde yanlışlar oluyor.
Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz tasarı, gerçekten, çok önemli bir tasarı. Dünyanın her yerinde belediyeler çok önemli kurumlardır. Halkın katılımı, halkın yönetime iştiraki açısından son derece önemli örgütlerdir.
Bu örgütlerin başarılı olabilmesi için, çeşitli unsurların bir araya gelmesi gerekir. Bu unsurlardan birisi kadrodur, bir diğeri kaynaktır, bir diğeri zihniyettir. Tabiî, uygun bir çerçevenin, hukukî çerçevenin bulunması da gerekir; ama, hukukî çerçeveyi ortaya koyduk diye, belediyelerin sorunlarını çözdüğümüzü düşünemeyiz.
Hepimiz biliyoruz ki, belediyelerimizin çok büyük bir kaynak sorunu var. Yasa tasarısının gerekçesinde ifade edildiği ve bizim, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz belediye borçlarının tahkimiyle ilgili yasa teklifinde de açıkça belirtildiği gibi, belediyelerimizin 14 katrilyon liradan fazla borcu vardır. Böylesine büyük bir borç yükü altında ezilen belediyelerin nasıl hizmet yapacağı, hepinizin aklına mutlaka takılıyordur. Şimdi, yeni kaynak ihtiyacı olan, taze para ihtiyacı olan belediyeler, böylesine büyük bir borç yükü altında nasıl hizmet yapacaklar? Özellikle yeni seçimden çıkmış, halka pek çok vaatte bulunmuş belediyelerimiz, öncelikle acı bir gerçekle, kaynak yokluğuyla karşı karşıya kaldılar.
Şimdi, bu belediyeler tasarısı buraya getirilirken, Belediye Gelirleri Yasasında değişiklik öngören bir tasarıyı da birlikte getirmek lazımdı. İşte, hükümet, bize hep ne dedi; kamu yönetimi tasarısı başlıbaşına bir reform, arkasından il özel idaresi tasarısı bir reform, belediye tasarısı bir reform, büyükşehir belediye tasarısı bir reform.
Peki, bu reformların, belediyelere verdiğiniz yeni hizmetlerin, görevlerin karşılığı nerede; finansmanı nasıl sağlanacak? Sürekli, kanun tasarısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne gelen hükümet, bu konuda suskundur.
Bu kanun tasarısıyla, mutlaka, birlikte getirilmesi gereken belediye gelirleri kanun tasarısı ortada yoktur. Zaten belediyelerimizin yeteri kadar yükü var, görevi var; bu tasarıyla da yeni yükler, yeni görevler, yeni sorumluluklar yüklüyoruz. Bunun nasıl finanse edileceğine dair soruların cevabı ise yok. Belki, Sayın Bakan, biraz sonra kalkacak "ileride bunu da getireceğiz" diyecektir; ama, böylesine bir tasarıyı görüşürken, bunun kaynağının ne olduğu, kimlerden, nasıl vergi alınacağı, hangi kaynakların vergilendirileceğinin -hemşehrilik vergisi mi alınacak, otellerde kalanlardan mı vergi alınacak, köprüden geçenlerden vergi üstüne vergi mi alınacak- bunların konuşulması lazım. Bunları konuşmadan, sadece "işte, Avrupa Birliğinde bu işler böyle yapılıyor, Amerika Birleşik Devletlerinde şöyle yapılıyor" diye, bir tasarıyı kabul etmemiz çok gerçekçi değil, yeterli değil.
Değerli arkadaşlarım, kaynak konusu böyle. Kadro konusu nedir: Bu kadrolarla ilgili, norm kadrolarla ilgili, bu tasarıda da önemli düzenlemeler var, bizim personel kanunlarımızda da yeterli düzenlemeler var; ama, bir belediyeye gittiğiniz zaman, büyük projeleri yapacak, imar planlarını yapacak yeterli teknik eleman olmadığını hepimiz görürüz, biliriz. Niçin yoktur yeterli teknik eleman; çünkü, o insanların kariyerine, ihtisasına uygun bir ücret düzeni yoktur.
Ayrıca, ne yazık ki, iktidarlarımıza arız olan bir hastalık, belediye başkanlarımızda da vardır. Her belediye başkanı, kendi kadrosunu getirme arzusuyla, biraz iş bilen, plandan anlayan, projeden anlayan, imar planı bilen teknik kadroları hızlı bir şekilde değiştirirler, geriye, yeni, acemi kadrolar getirirler; onlar tam işi öğreneceği zaman yeni seçim gelir, tekrar acemiler... Sürekli bir öğrenme aşamasından geçen, acemiliğinin faturasını o yörede yaşayan belde sakinlerine çıkaran bir kadrolaşma anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu kanun tasarısı da, kadrolaşma yönünden önemli bir yeniliği ne yazık ki getirmemektedir. Kaynak yok, kadro açısından yeterli imkânlarımız yok; acaba, zihniyet, yaklaşım, mantalite açısından ne var; elbette, bu, sadece kanunla verecek bir iş değil. Herkesin, her belediye başkanının, her belediye meclisi üyesinin, o yörede yaşayan insanlara, nasıl olur da daha iyi hizmet verebilirim anlayışı içinde olması gerekir. Ne yazık ki, belediyelerimizin pek çoğunda, bu anlayış da yoktur. Sağda solda, iyi niyetli, gerçekten hizmet aşkıyla yanan; ama, biraz önce söylediğim gibi, yeterli kadro bulamadığı için, yeterli kaynak sağlayamadığı için o hizmeti de veremeyen belediye başkanlarıyla karşı karşıyayız. Onun için, bu kanun elbette bir adımdır, bir aşamadır; ama, bu kanunu çıkardık, belediyelerimizi rahatlattık, belediyelerimizin sorunlarını çözdük anlayışı doğru değildir değerli arkadaşlarım.
Hemen arkasından, bizim beklentimiz, Belediye Gelirleri Kanunu Tasarısının getirilmesidir. Yine, bu kanunun geçici maddelerinde öngörülen, belediyelerin borçlarının taksitlendirilmesiyle ilgili düzenlemenin de daha gerçekçi bir şekilde yapılması, hiç yoksa, mevcut borç yükünden belediyelerimizin bir ölçüde kurtarılması gerekiyor. Bunları yapmadığımız takdirde, bu kanunla getirdiğimiz yenilikleri hayata geçirme şansımız yoktur.
Şimdi, üzerinde konuşmakta olduğum 23 üncü maddeyle ilgili olarak da bir şeyler söylemek istiyorum. Burada deniliyor ki: "Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün içinde meclise iade edebilir." Bu, şu anda yürürlükte bulunan kanunda yer almayan bir hüküm. Acaba, niçin böyle bir hükme ihtiyaç duyulmuştur? Zaten, belediye başkanı, o meclisin başkanı. Belediye başkanının havale etmediği konuların istisnalar dışında, meclis üyelerinin belli sayıda önerge vermesi dışında gündeme alınıp görüşülmesi, çok görülen bir olay da değil. Öyleyse, belediye başkanı, başkanı olduğu, esas unsuru olduğu bir belediyenin kararlarını niçin tekrar meclise iade etme yetkisine sahip olsun?! Bu, bana göre, son derece gereksiz bir düzeltmedir.
Şimdi, bu maddeyi yazanlar, bu maddeyi hazırlayanlarda öyle bir anlayış, öyle bir psikoloji var ki, meclisler hep yanlış ve hukuka aykırı kararlar verirler; öyleyse, belediye başkanı buna bir baksın, hukuka aykırıysa iade etsin! Peki, kararlar meclisten çıkarsa ne olsun; onu da kaymakama veya valiye gönderelim, o da bir baksın; hukuka aykırı görürse, o da, gitsin, mahkemede dava açsın! Şimdi, değerli arkadaşlarım, seçilmiş organlara güvenmek zorundayız. O nedenle, durmadan, böyle bir yargı kıskacı altında belediye meclislerini tutmak çok doğru bir yaklaşım değildir. O bakımdan, ben, burada, belediye başkanının, belediye meclisi kararlarını tekrar mecliste görüşülmek üzere iade etmesini gereksiz görüyorum. Belki denilebilir ki, valinin, kaymakamın yargıya gitmesi, zaten o kararların uygulamasını geciktirmeyecek; bir de yargı süzgecinden geçsin. Böyle bir yaklaşım olabilir; ama, o da çok gerekli bir yaklaşım değildir.
Şimdi, tabiî, meclislerde, belediyelerde, o belde halkının sorunlarını birebir algılayan, çözümlemesi gereken, karar vermesi gereken insanlar. Onun için, o kişileri olabildiği kadar serbest bırakmamız gerekir. Tabiî, bu tasarının diğer maddelerinde düzenlenmiş; ama, yeterli değil. Önemli olan, halkla iç içe olmak, o yörenin insanlarının taleplerini karşılamaktır. Bizim getirdiğimiz, bizim öngördüğümüz belediye düzenlemelerinde -tabiî, küçük belediyelerden kaçınıyoruz, küçükleri kapatıyoruz; oysa, Fransa'da uygulanmakta olan belediye sistemi semt belediyeleri sistemidir -belediye başkanı, halkla, yöre halkıyla iç içe olan kimsedir. Bizim öngördüğümüz, bir Çankaya Belediye Başkanını, bir Yenimahalle Belediye Başkanını, bir Kadıköy Belediye Başkanını halkın görmesi mümkün değildir. Zaten belediye başkanının da halkla temas için yeteri kadar vakit bulması söz konusu değildir.
O bakımdan, belediyelerin mümkün olduğu kadar küçük, mümkün olduğu kadar halka birebir hizmet veren ve halkın denetleyebildiği boyutta, büyüklükte olması gerekir. Bizim öngördüğümüz, bu yasa tasarısıyla öngördüğümüz belediyecilik ise, olabildiği kadar büyük boyutlarda, olabildiği kadar bir anlamda halkın denetiminden uzak yapılardır. Bu yapılarda da arzuladığımız hesap verebilirliği, saydamlığı sağlama şansımız yoktur.
Ben, bu maddeyle ilgili görüşlerimi, bu vesileyle sizlerle paylaşmak istedim. Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
|