|
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 1. Yasama Yılı
64. Birleşim 09/Nisan /2003 Çarşamba
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulunda uzlaşmaya varamadığımız konular hakkında sık sık kürsüye gelmiş olmaktan gerçekten bir mutluluk duymuyorum; ama, ne yazık ki, iktidar partisiyle, Meclisin hangi yöntemlerle, nasıl çalışması gerektiği konusunda bir uzlaşmaya varma şansına sahip olamıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisi olarak biraz önce buraya sunulan tezkerede ifade edildiği gibi, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmesinden henüz 48 saat dolmamış bulunan vergi kanunu tasarısını -ki, 40 maddelik bir tasarıdır; öyle zannediyorum ki, milletvekillerimizin çok büyük bir çoğunluğu bunu inceleme, değerlendirme fırsatı bulamamışlardır- alelacele, bugün, burada görüşelim ve ne zaman tamamlanırsa; yani, gece yarısı, sabaha karşı bunu tamamlayalım isteniyor; birinci mesele bu. İkinci mesele de, yarın; yani, perşembe günü, İçtüzükle ilgili -yine hiçbir arkadaşımın raporu gördüğünü tahmin etmiyorum- Anayasa Komisyonunda kabul edilmiş bulunan raporu görüşelim, sonuçlandıralım isteniliyor.
Değerli arkadaşlarım, elbette, Meclisin görevi yasa yapmaktır, Meclisin görevi denetim yapmaktır; ama, yasaları oylarken, görüşürken bilerek oylamalıyız, görüşmeliyiz. Bu kırksekiz saat de İçtüzüğümüze bu nedenle konulmuştur. Kırksekiz saat geçmeden, Başkanlıktan komisyonlara intikal eden tasarılar komisyonlarda görüşülemez. Kırsekiz saat geçmeden, komisyonlardan Genel Kurula intikal eden tasarı ve teklifler görüşülemez; bu, bir ilke ve doğru konulmuş bir ilke; ama, ne yazık ki, son zamanlarda bu ilke, Adalet ve Kalkınma Partisi, neyi, ne zaman isterse, o zaman görüşülür şekline dönüşmüştür; geldiğimiz nokta budur. Bugün huzurunuza gelmiş olan Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisinin esası da budur.
Şimdi, peki, Adalet ve Kalkınma Partisi önerilerinde, hep mi haksız, niçin hep karşı çıkıyorsunuz diye aklınıza bir soru gelebilir; ama, değerli arkadaşlarım, -bu kırksekiz saat, ki kırksekiz saat yeterli bir süre değildir- ben, işi, mesleği vergicilik olan bir arkadaşınızım. İnanmanızı isterim -Sayın Kapusuz söylemişti- dün akşamdan beri, aldım, acaba ne değişmiş, mevcut kanunda ne var, değiştirilmek istenen ne, gerekçesi ne, hükümet neyi teklif etmiş, komisyon neyi kararlaştırmış; bunu, bütünüyle inceleyebilmiş değilim. Başka arkadaşlarımızın da bu çalışmayı yapma şansına sahip olduklarını zannetmiyorum.
Şimdi, böyle olunca, Meclis, sadece, noter gibi önüne getirilmiş olan metinleri, el kaldırmak suretiyle tasdik eden bir merci, bir makam haline geliyor. Bu -hepimiz, özel konuşmalarımızda birbirimize ifade ediyoruz- gerçekten, özellikle, bizim gibi yeni gelen milletvekillerinin psikolojisini çok olumsuz etkiliyor; yani "biz, sadece parmak kaldıran insanlar mıyız, niçin bizim hiçbir katkımız aranmıyor, niçin bizim görüşümüzün bir önemi yok" anlayışı gittikçe egemen oluyor; bu anlayış egemen oldukça, işte, bu boş sıralarda kanunları görüşüyoruz, bu boş sıralara hitap etmek durumunda kalıyoruz. Bu psikoloji, daha çok, benim gibi yeni milletvekillerinde hâkim olabilir, Sayın Kapusuz gibi tecrübeli milletvekillerinde böyle bir psikolojinin olmadığına hiç kuşku yok, ki, her seferinde, böyle sıkıştırılmış bir takvimi Meclisin önüne getiriyor.
Şimdi, bu uyarıyı yapmak, bizim görevimiz. Bu uyarıyı yaparken de, biz, kanun görüşmekten kaçalım, bu kanun çıkmasın filan da diyor değiliz; belki, yararlı tarafları da vardır; ama, ne olduğunu bir bilelim, bilerek oy verelim, düşünerek değerlendirelim istiyoruz.
Bir diğer nokta, yarın görüşeceğimiz İçtüzük konusu. Şimdiden, bu raporu arkadaşlarımın bulup, değerlendirmeleri açısından söylemek istiyorum ki, geçen dönem, İçtüzük tartışmalarının, burada büyük kavgalara yol açtığını ve o tartışmanın yarattığı stres içinde, talihsiz bir şekilde de bir eski milletvekilimizin hayatını kaybettiğini hepimiz biliyoruz. Yani, İçtüzük, demokrasi açısından, anayasal düzen açısından ve bu Meclisin salim bir şekilde çalışması açısından son derece önemlidir. Orada, özellikle 91 inci madde, yani, bazı tasarıların temel kanun halinde, kısaltılmış bir şekilde görüşülmesini öngören bir düzenleme var. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekillerinin önerisi olarak Anayasa Komisyonuna geldi; dün, Anayasa Komisyonunda, Cumhuriyet Halk Partili üyelerin muhalefetine rağmen, çoğunluğun oylarıyla geçti.
Şimdi, yine, böylesine önemli bir düzenlemeyi hiç kimse yeteri kadar inceleyemeyecek, değerlendiremeyecek ve yarın buraya gelecek, belki, bilmediğimiz bir düzenleme için, içeriğine, anlamına, kapsamına yeteri kadar vâkıf olamadığımız bir düzenleme için, gereksiz bir şekilde birbirimizi hırpalayacağız. Belki biraz vakit olsa, belki üzerinde çalışsak, muhalefetin ne yapmak istediğini, neyi önerdiğini sizler de bilseniz, bir uzlaşma sağlarız. Burada, her tartışmalı, kavgalı oturumdan sonra, pek çok milletvekilimize, bize, kuliste, özel konuşmalarımızda "şu Meclisi daha sakin, kamuoyu açısından daha saygıdeğer bir şekilde çalıştırmanın bir yolu yok mu? Bu noktalarda niçin çaba göstermiyorsunuz" eleştirileri geliyor. Ben de, bu eleştirileri yeteri kadar değerlendirmeye çalışan bir arkadaşınızım. Biz istiyoruz ki, bu Meclis, kamuoyunda saygınlık kazanacak şekilde konuları değerlendirsin, tasarıları, teklifleri görüşsün, elbette, sonunda, herkes, düşüncesine göre, grubunun temayülüne göre oyunu versin. Buna hiç kimsenin söyleyecek bir şeyi yok; ama, bu şansı, bu inceleme şansını, bu değerlendirme şansını milletvekillerimize tanıyalım istiyoruz. Bu nedenle de, biz, Danışma Kurulunda bir uzlaşmayı sağlayamadık; Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisi olarak bu öneri huzurunuza geldi. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna katılamadığımızı, İçtüzüğün hükümlerine aykırı olan bu öneriyi tasdik etmediğimizi, tasvip etmediğimizi huzurlarınızda ifade ediyorum ve Meclisin sakin bir şekilde çalışmasının, İçtüzüğün kurallarına uygun bir şekilde çalışmasının, çalıştırılmasının sadece muhalefetin görevi olmadığını, özellikle bu görevin iktidar partisine düştüğünü, bu noktada ortaya çıkacak gereksiz tartışmalardan, huzursuzluklardan en çok rahatsız olan bir arkadaşınız olarak bunun sorumluluğunun da bize ait olmadığını bir kez daha belirtiyor; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
|